AYET NEDİR HADİS NEDİR

AYET NEDİR

 

Lugatta, açık alâmet demektir. Gözle görülen şeylerde de akıl ile bilinen şeylerde de kullanılır. Türkçe "bellik", Farsça'da "nişâne" denilen alâmet ve alem zaten o açıkça görünen şeye denilir ki onun gibi açık olmayan diğer bir şeyden kendiliğinden ayırd edilemiyen o nesneyi, anlayışlı bir kimse o sayede ayırd eder. Görünen alâmeti anlayınca daha önce anlamadığı şeyi onunla anlar. Çünkü, hükümde eşittirler. Bir yol arayan kimse eğer o yolun işaretlerini bilirse onları gördüğü vakit yolu bulduğunu anlar. Şu halde alâmet zaten zahir ve açık olunca, âyet onun daha da açığı demek olur. Mesela bir dağ alâmet ise, zirvesi bir âyet olur. Güneş bir gündüz âyeti, ay bir gece âyetidir. Cami bir alâmet ise, minare onun bir âyeti (açık alâmeti)dir.
     Görünmesinden dolayı yüksek bir binaya da âyet denilir. Çünkü "Siz her tepeye bir bina kurup onunla eğlenir misiniz?" (Şuarâ, 26/128) buyurulmuştur. Dilimizde de "Kocaman bir alâmet yapmış." deyimi bunu andırır. Herşey alâmetiyle tanınır, her gerçek âyetiyle bilinir; onun için insanların ilimdeki kabiliyet ve mertebelerine göre kendisinde yapılacak düşünce ve inceleme nisbetinde birbirinden farklı bilgilere sebep olan işaretler ve delillerin hepsine de âyet denilir. Mesela "Her şeyde onun bir (Allah) olduğuna delalet eden bir alâmet vardır." beytindeki âyet, bu mânâya olduğu gibi "Şüphesiz ki bunda, aklını kullanan bir millet için nice âyetler vardır." (Nahl, 16/12) gibi Kur'ân-ı Kerim'de birçok yerde hep bu mânâyadır. Demek ki âyet, aslında zahir (açık) bir alâmet ise de onun bir âyet ve işaret olması, kabiliyet veya düşünce ve incelemesi eksik olan kimselere gizli kalabilir. Mesela bir devletin bayrağı onun bir alâmetidir. Fakat bir kimse o bayrağın hangi devlete ait olduğunu bilmezse veyahut dikkat etmemişse onun (bayrağın) bir alâmet olmasına bir eksiklik gelmez. Âyetin mânâsında açık olmak anlamı bulunduğu halde bu açıklığın derecelerine göre âyet, bazen "beyyine= apaçık" olmakla nitelendirilerek "Apaçık âyetler" (Nûr, 24/1), "beyyin" ışık gibi kendisi açık, diğerini de açıklayan mânâları ifade ettiğine göre bunun iki yönü vardır: Birisi kendisi ve delalet ettiği mânânın güneş gibi görünüşten kaçmayacak kadar apaçık ve parlak bir delil olmasıdır. Mucizelere âyet veya beyyine (apaçık delil) denilmesi bu mânâdan dolayıdır. "Şüphesiz ki biz, Musa'ya apaçık dokuz mucize vermiştik..." (İsrâ , 17/101), İkincisi kendisi apaçık olmakla beraber delaletini yalnız akıl ile değil, dil ile de ifade etmesi bakımındandır ki bu her mucizede olmaz. İşte Peygamberlerin kendileri böyle apaçık birer âyet (alâmet) oldukları gibi Kur'ân mucizesi de böyle apaçık âyetlerden (alâmetlerden) biridir. Kur'ân'da âyet kelimesi, yerine göre bu mânâlardan her birinde kullanılmıştır. Ve bunların hepsi lugatte apaçık alâmet mânâsının mertebeleridir. Bununla beraber Kur'ân'ın harflerinden bir fâsıla (aralık) ile ayrılmış olan bölümlerinden her birine bir âyet denilir ki bunlar, Kur'ân'ın nazmında birer bütün teşkil ederler. Yani (âyetlerin) her biri birer Kur'ân olan âyetlerdir. Kur'ân'ın âyetleridir.

 

                                           

 

                                               HADİS NEDİR

 

Hz. Peygamberin sözleri veya O’nun fiil veya onaylarının sözle ifadesine denir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !